Havoş - Anahtar Teslim Mağaza İç Tasarım Projesi
Mağaza Projesi 280 m²

Tasarım
Deneme Kabinleri
Müşteri kabine doğru yürürken, zemindeki beyaz çakıl taşı dokusuna basıyormuş hissi psikolojik olarak “yavaşla ve hisset” komutu veriyor. Burası sadece kıyafet değiştirmek için değil, bir dönüşüm yaşamak için tasarlanmış.
Kabin girişlerinde kapı yerine, tavandan zemine kadar inen ağır, yarı şeffaf perdeler kullanılmış. Bu perdeler, sütunların arkasında kaybolarak mimariyle bütünleşiyor.
Bu koridora adım attığınızda, gerçekliğiniz bir anlığına bozuluyor. Karşınızdaki devasa ayna, mekanı kopyalayıp yapıştırarak sonsuz bir tünel yaratmış. Neresi gerçek duvar, neresi yansıma; ayırt etmek zor. Kum rengi perdelerin yarattığı o yumuşak “çöl atmosferi”, krom masaların soğuk uzay çağı parıltısıyla kesişiyor. Burası müşterinin kendini sadece aynada gördüğü değil, başka bir boyutta hissettiği bir sahne.
Duvarın bitimindeki tam boy ayna, dairesel nişleri ve perdeleri yansıtarak odanın derinliğini iki katına çıkarıyor. Bu, dar bir koridoru uçsuz bucaksız bir galeriye dönüştürüyor.
Vitrin
Köşeyi döndüğünüzde karşınızda yükselen mat siyah cephe, içerideki ışıltılı dünyayı bir mücevher kutusu gibi saklıyor (ama aynı zamanda sergiliyor). Vitrin akışında kıvrılarak yükselen devasa beyaz dalga, mağazanın sadece kıyafet satmadığını, bir yaşam tarzı sunduğunu haykırıyor. Kapıdaki Porsche, bu mağazanın hedef kitlesini (High-Net-Worth Individuals) sessizce tanımlıyor. HAVOS, içeri girmeseniz bile önünde durup izlemek isteyeceğiniz bir sanat eseri.
Vitrin & Giriş
Vitrinin arkasında, Zaha Hadid mimarisini andıran, beyaz ve akışkan formlu (fluid) devasa bir duvar kıvrılarak yükseliyor. Bu organik form, dış cephenin keskin köşeleriyle muazzam bir zıtlık yaratıyor.
Giriş
İçeri girdiğinizde sizi karşılayan banko, sıradan bir mobilya değil; eski savaş uçaklarının gövdesini andıran metalik bir anıt. Tavandan sarkan devasa, beyaz kumaş benzeri aydınlatmalar, sanki uzay istasyonunda rüzgarda savruluyormuş gibi duruyor. Ortadaki krom sehpa sanki erimiş bir metal, siyah sandalyeler ise donmuş birer silüet. HAVOS’un girişi, “Ben sıradan değilim, buradaki her şey özel dikim” diye fısıldıyor.
Banko, pürüzsüz bir lake veya mermer yerine; üzeri perçinli (riveted), fırçalanmış metal/çelik levhalarla kaplanmış. Bu detay, mekana maskülen ve güçlü bir karakter katıyor.
Tavanda standart avizeler yok. Beyaz, katmanlı ve kumaş formunda (felt/fabric acoustic panels) tasarlanmış devasa heykelsi aydınlatmalar kullanılmış. Bu yumuşak formlar, aşağıdaki metal bankonun sertliğini kırarak mekana şiirsel bir hava katıyor.
Mağaza
Mağazanın merkezinde, alışılagelmiş kalabalık reyonlar yok. Onun yerine, sanki bir sanat galerisinin ortasına yerleştirilmiş enstalasyonlar var. Tavandan rüzgarla şekillenmiş gibi duran gümüşi ağlar süzülüyor.
Alışveriş yaparken durup soluklanmak hiç bu kadar şık olmamıştı. HAVOS’un orta alanında, gümüş bir manken siyah endüstriyel silindirlerin üzerine oturmuş, gelen geçeni izliyor. Hemen yanında, yüzyıllık bir zeytin ağacı, disko toplarının ışıltısı altında sessizce yükseliyor. Fütüristik krom parıltısı ile doğanın ham dokusu arasındaki bu cesur kontrast, markanın “Zamansız Modernlik” felsefesini özetliyor. Bu merdivenlerden çıkmak, bir defile podyumunda yürümek gibi.
Merdiven
Merdiven korkulukları (parapet), kesintisiz ve pürüzsüz beyaz bir yüzey olarak dönüyor. Bu “solid” (dolu) kütle, mağazaya anıtsal bir değer katıyor.
Zeminle aynı dokuda kavisli ve alçak bir bank/podyum tasarlanmış. Bu alan, hem müşterilerin oturup bekleyebileceği bir dinlenme alanı hem de ürünlerin sergilendiği bir “Stage” (Sahne) görevi görüyor.
Merdiven & Üst Kat
Bu merdivenlerden çıkmak, bir mağazanın ikinci katına gitmek gibi değil; modern bir sanat müzesinin ana salonunda yürümek gibi hissettiriyor. Basamaklar tırmandıkça, zemin kattaki o yoğun metalik ve beton doku yerini sakin, beyaz bir boşluğa bırakıyor. Başınızı kaldırdığınızda, tavanda asılı duran kağıt benzeri devasa avizeler, sanki gökyüzündeki bulutlar gibi sizi karşılıyor. Trabzanın altından süzülen ince ışık çizgisi, size yol gösteren sessiz bir rehber.
Üst Kat Mağaza
Başınızın üzerinde süzülen devasa, dalgalı formdaki aydınlatmalar, sanki origami sanatıyla yapılmış bulutlar gibi. Pencere kenarındaki şeffaf, füme cam koltuklara oturup şehre baktığınızda, bir mağazada değil, lüks bir otelin lobisinde olduğunuzu hissediyorsunuz.
Tavanda, yemek masası büyüklüğündeki orta alanın üzerine kümelenmiş beyaz, dalgalı formlu (wave shape) devasa sarkıtlar var. Bu aydınlatmalar, tavan yüksekliğini vurgularken mekana sanatsal bir derinlik katıyor.
Merdiven kovasının etrafını saran beyaz, kavisli parapet, alt katla görsel teması kesmiyor ama güvenli bir sınır çiziyor.
Mağazanın cephesi boydan boya cam olduğu için (curtain wall), üst kat inanılmaz bir doğal ışık ve şehir manzarası alıyor. Siyah cephe profilleri, manzarayı çerçeveleyen bir tablo gibi çalışıyor.
Üst Kat Deneme Kabinleri
Zemin kattaki kabinler sizi sakin bir sığınağa davet ederken, üst kat kabinleri sizi bir Salvador Dali tablosunun içine çekiyor. Koridorun sonunda asılı duran o “eriyen ayna”, sadece kendinize bakmanız için değil, gerçekliği sorgulamanız için orada.
Tavandan sarkan disko topları ve yanlara yükselen devasa krom sütunlar, burayı bir giyinme odasından çok, avangart bir sanat enstalasyonuna dönüştürüyor. Burada kıyafet denerken kendinizi bir müşteri gibi değil, sahneye çıkmaya hazırlanan bir rock yıldızı gibi hissediyorsunuz.
Tavanda tek bir avize yerine, farklı boylardaki disko toplarından (mirror balls) oluşan bir küme sarkıtılmış. Bu toplar, krom sütunlardaki ve aynadaki yansımaları çoğaltarak mekanı olduğundan daha geniş ve ışıltılı gösteriyor.
WC
Duvarlarda ve zeminde aynı ton ve dokuda (bej/kum rengi) büyük ebatlı mat seramik veya mikro-beton (microtopping) uygulaması yapılarak mekanda dikişsiz ve sınırsız bir his yaratılmış. Bu, mekanı olduğundan daha geniş ve ferah gösteriyor.
Mutfak
Mağazanın yoğun temposundan kaçıp bir espresso molası vermek için tasarlanan bu alan, minimalizmin en rafine hali. Mutfak, bir yemek pişirme alanından çok, şık bir “Espresso Bar” gibi duruyor.

Dizayn
Merdiven
HAVOŞ’un merkezinde yükselen merdiven, bir üst kata çıkış aracından çok daha fazlası; o, mekanın dikeydeki imzası. Move Interior Design, korkulukları bembeyaz bir kurdele gibi kıvırarak beton zeminin sertliğini yumuşatmış. Merdivenin akışkan formu, altındaki kavisli beton bank ile sessiz bir diyalog kuruyor.
Mağaza
Yerdeki beyaz dairesel halı, bu alanı mağazanın geri kalanından ayırarak özel bir “VIP Bölgesi” yaratıyor. Krom masanın soğukluğu ile üzerindeki asırlık zeytin ağacının sıcaklığı, HAVOŞ’un felsefesini özetliyor: “Geleceğin tasarımı, doğadan kopmadan yükseliyor.”
Bu köşeye geldiğinizde, mağazanın geri kalanındaki dikey hatlar yerini yumuşak, dairesel oyuklara bırakıyor. Sanki bir uzay üssünün yaşam alanındasınız veya Ay yüzeyindeki kraterlerin içine bakıyorsunuz. Mat duvarların dinginliği, tavandan sarkan disko toplarının ışıltısıyla bozuluyor. Burası, markanın “yenilerini” sunduğu, geçmiş (retro-disco) ile geleceğin (fütüristik mimari) çarpıştığı bir sahne.
HAVOŞ’un merkezinde yükselen merdiven, bir üst kata çıkış aracından çok daha fazlası; o, mekanın dikeydeki imzası. Move Interior Design, korkulukları bembeyaz bir kurdele gibi kıvırarak beton zeminin sertliğini yumuşatmış.
Üst Kat Bekleme Alanı
Pencere kenarındaki şeffaf, füme cam koltuklara oturup şehre baktığınızda, bir mağazada değil, lüks bir otelin lobisinde olduğunuzu hissediyorsunuz. Burası, modanın ‘slow-motion’ (ağır çekim) yaşandığı yer.
Üst Kat Deneme Kabinleri
Sağlık mekânlarının tasarımında geleneksel ‘beyaz ve soğuk’ algısı, yerini insan psikolojisini merkeze alan, iyileştirici (healing architecture) bir yaklaşıma bırakıyor. Bu ortopedi kliniği projesinin bekleme alanı, hastayı kapıdan girdiği andan itibaren sarmalayan, güven ve huzur telkin eden rafine bir atmosfer sunuyor.

Düzen
Mağaza
Burası mağazanın ‘sessizlik bölgesi’. Kıyafetlerin denendiği yer genellikle dar ve sıkışık olur ama Move Interior Design, burada devasa kütleler kullanarak bir ‘tapınak’ etkisi yaratmış. Duvarlar sanki elle şekillendirilmiş kil gibi pürüzlü ve mat; buna karşılık ortadaki metal banko jilet gibi keskin ve parlak.
Bu bölücüler, mağazanın girişini tutan sütunlar gibi duruyor. Üzerlerindeki dairesel ve yarım ay şeklindeki ışıklı nişler, mekana mistik bir derinlik katıyor.
Duvarlarda kullanılan bej/kum rengi ‘Stucco’ (dokulu sıva), mekana sıcak ve topraksı bir his veriyor.
Vitrin
Vitrin tasarımı ise başlı başına bir ‘High Fashion’ manifestosu. Alışagelmiş mankenlerin aksine, gümüş krom kaplama fütüristik figürler, sanki başka bir galaksiden dünyaya inmiş gibi. Yerdeki disko topları ve siyah endüstriyel silindirler, gece hayatının ışıltısını gündüze taşırken, vitrinin derinliklerinden size göz kırpan o beyaz döner merdiven, sizi bu avangart dünyayı keşfetmeye davet ediyor. Burası alışverişin değil, deneyimin yeni adresi.”
Vitrinin yıldızı, şüphesiz ki arkada kıvrılarak yükselen o beyaz, heykelsi duvar. Bu ‘S-form’, sadece ürünleri öne çıkaran bir fon değil, aynı zamanda mağazanın iç dinamizmini sokağa taşıyan mimari bir omurga. Krom askı borularının endüstriyel soğukluğu ile kızıl mermer sehpanın doğal sıcaklığı arasındaki dans, projenin malzeme paletindeki cesareti gözler önüne seriyor. HAVOS, mimari bir paradoks: Hem çok sert, hem çok yumuşak.
Gümüş yansımalı mankenlerin o ‘cool’ duruşu, yerdeki aynalı kürelerin ışıltısı ve arkada sonsuzluğa uzanıyormuş gibi duran beyaz dalgalar… Sanki bir moda çekiminin tam ortasına düşmüşsünüz hissi veriyor. İçeriden süzülen o görkemli merdivenin görüntüsü ise merak duygunuzu tetikliyor. HAVOS, lüksü ulaşılmaz kılmıyor; onu estetik bir şova dönüştürüp kaldırıma kadar taşıyor. Sokağın en fotojenik köşesi olmaya aday.
Üst Kat Mağaza
Bu mağazada ‘ölü alan’ diye bir kavram yok. Merdiven altları ve pencere önleri bile birer hikâye anlatıcısı. Yukarıdan aşağıya süzülürken gözünüze çarpan ilk şey, duvardaki minimalist HAVOŞ imzası oluyor. Ama asıl şov yerde: Beton zeminin üzerinde parlayan disko topları, sanki dün geceki partiden kalan anılar gibi orada duruyor.
Üst Kat Deneme Kabinleri
Metalin soğukluğunu dengelemek için, kabin girişlerinde yerden tavana kadar uzanan, ağır, bej/vizon rengi kadife perdeler kullanılmış. Perdenin arkasındaki gizli ışık sızmaları, mekana derinlik katıyor.
Kabinleri ve askı alanlarını tanımlayan dikey elemanlar, parlak krom/çelik silindirler (totemler) olarak tasarlanmış. Bu kalın metal tüpler, mekana güçlü ve fütüristik bir ritim katıyor.

Ritim
Bekleme Alanı
Merdivenin akışkan formu, altındaki kavisli beton bank ile sessiz bir diyalog kuruyor. Küpeşteye gizlenen ışık huzmesi ise bu mimari heykeli gece boyunca parlayan bir neon enstalasyona dönüştürüyor. Burası, mimarinin modaya eşlik ettiği an.
Mağaza
Yerdeki beyaz dairesel halı, bu alanı mağazanın geri kalanından ayırarak özel bir ‘VIP Bölgesi’ yaratıyor. Krom masanın soğukluğu ile üzerindeki asırlık zeytin ağacının sıcaklığı, HAVOş’un felsefesini özetliyor: ‘Geleceğin tasarımı, doğadan kopmadan yükseliyor.’
Krom masanın hemen yanında, vitrinde de gördüğümüz bordo/kızıl levanto mermerinden silindirik bir saksı içinde canlı bir zeytin ağacı yükseliyor. Metalik gri dünyanın içindeki bu organik yeşil ve doğal taş dokusu, mekana ruh katıyor.
Duvarlar, standart raf sistemleri monte etmek yerine; duvarın içine oyularak oluşturulmuş devasa oval/yumurta formlu nişlerle şekillendirilmiş.
Derinlik: Bu nişlerin içindeki gizli LED aydınlatmalar, ürünleri (katlanmış trikoları, aksesuarları) kutsal bir obje gibi aydınlatıyor. Duvar sanki nefes alıp veren organik bir deri gibi.
Mutfak
Duvarı kaplayan koyu ahşap paneller, tüm dağınıklığı gizlerken; taş tezgahın üzerindeki sıcak ışık, kahve yapma ritüelini sahneliyor. Hemen yanındaki masada, siyah sandalyeler ve duvarda asılı duran heykelsi lamba, buranın sadece bir yemek alanı değil, yaratıcı fikirlerin doğduğu bir stüdyo olduğunu fısıldıyor.